Yazı kategorisi: Bebekle birinci yıl

Annelik nasıl bir şeydir? – Çocuk yapmak isteyene de istemeyene de açık mektup. 

Ne anneliği övüp “zor ama kutsal” meslek ilan edesim var ne de doğurmayana doğur demek niyetim. 

Etrafımda ve Instagram’da tanıdığım, anne/baba olmak istemediğin söyleyen, emin olamayan insanlar okusun diye aklımdan geçenleri toparladım. 
Baba olmak kısmını bilemem ama anne olmak/olmamak üzerine bir şeyler yazdım, buyrunuz.

Not: Bu yazıda “anne olmak” fiziken bir insanı dünyaya getirmek anlamında kullanılıyor. Kalben anne olan, yavrusunu kalbinde büyüten anneler zaten uzun ve sağlam bir düşünme sürecinden geçtikleri için eminim ki benden kat kat fazla kafa yormuş oluyorlar bu meseleye. Ben naçizane kendi deneyimimi aktarayım, aman ha darılmaca, gücenmece olmasın. Çok hassas konular… 

Anne olmak şudur budur diye beylik laflar etmiyorum. Anne olmak hakikaten çok sevilesi ama çok zor bir işte uzun mesai saatleriyle çalışmak gibi. Köleler gibi çalışıp tam tükenirken sahneye çıkıp alkışlanmak gibi.

Duygusal olarak ne zaman tam anne olunur bilmiyorum ama bebeği kucağına verdiklerinde en büyük derdin “yaşatmak” oluyor. Yazması kolay yaşaması zor bir durum bu. Evde bir saksı çiçek bile bakmadan, bir hayvanın, bir kardeşin sorumluluğunu bilmeden bu hisle yüzleşmek ağır gelebilir. 

Vücudundan bir parçayla tanışmak, o parçanın halsiz bir kedi yavrusundan seninle haa hööö diye konuşabilen birine dönüşmesi yaklaşık 4-5 ay. Bu mesela baya travmatik bence. Doğurduğun şeyin küçük bir insan olması. İçinden çıkan insan… Düşününce ürpermiyor musunuz?

 
Hamilelikte beklediğin şeye benzemiyor bebek, yoruyor, üzüyor. Vücudunun bir yerinden bir sıvı çıkıyor, herkesin gözü memene dikiliyor. İnan, enişteler bile sütünü soruyor. 
Neyse… Lohusalık genelde herkesten nefret edilen bir dönem oluyor. En azından bana ve çevremdekilere öyle oldu. 

O aşık olduğun, koynunda kıvrılıp sevişerek mutlu mutlu bebek yaptığın adamı boğmak istiyorsun. Çünkü seni anlayamıyor, elinden geleni yapsa da sana yetemiyor. Bir dönem kocasından nefret etmemiş anne yoktur, eminim. 

Annelik çok yalnız bir diyar. Evdekiler yemekleri yapıp taşırsa da, eşin çiçekle böcekle gelip sen yağlı saçlarınla kusmuk korkarken bile gelip sarılsa da yalnızsın. Tuvalette ağlarsın, duşta ağlarsın, çok özenip bebeğini hazırlar evden çıkmak istersin krize girer, tüm arkadaşların gider sen kalıverirsin. 
Herkes yemek yer sen yemekten sonra yapacağın 300 hamleyi ve bebeği nasıl uyuturum da azıcık dinlenirimi düşünürsün… 
Etrafındakiler eve gelen bebeğin mutlu coşkusunu yaşarken sen panikle “allah kahretsin kim dedi sana bebek yap diye!” kendini hırpalarsın.

 
Herkes bebeğin tadını çıkarır, tam ağladığında geri verirler, “acıktı galiba annesi” Ve türlü senaryoda hep herkesten başka bir kafada yaşayan sen olursun. Pek anlamazlar. Çocuğunun huyunu bilir önlem alırsın pimpirikli derler, çocuk kilo almaz bakamadı derler, hiçbir şey demeseler sen dersin kendi kendine…

 
Pikniğe de gitsen düğüne de, babası ne kadar yardım ederse etsin, sen artık annesin ve beyninin yarısı artık a, b, c, z planlarını yapmakla, panik anında en hızlı şekilde olaya müdahale etmekle falan ilgili. Sen beyninin kalan yarısıyla işini yapabilir, okuyabilir, hayata katılabilirsin.
 Bunların hiçbiri anneliğe, annelik de bunlara engel değil. 
Ama artık aklının tamamını özgürce kullanabileceğini sanma diye söylüyorum, bil. 

Anneliğin ne kadar yalnız bir diyar olduğunun en büyük kanıtı Instagram. Bütün anneler orda, ordayız. Kahve içebilirsek hemen paylaşırız, bebeğimiz uyusun diye dua zinciri başlatır, bebeğimizi ve kendimizi temiz ve güzel görünür halde sokağa atabilmişsek poz veririz. 
Ve Instagram’a yansımayan dünyada sinir krizleri geçirir, kafayı yer, sonra bebeğimizi koynumuza alınca dünyanın en mutlu insanı oluveririz. 

Yavrusunu koynunda tutmayı sevmeyen yoktur ya da çok azdır sanırım. Annelik insanın kalbini büyüten, böyle ne kocaya duyulan aşk gibi ne de sevgi gibi bambaşka bir “sevda” hissi veren bir hal. 
Anne olup da vicdanı yumuşamayan, yüreği sokakta gördüğü her çocukla çarpmayan da azdır sanırım. 

Annelik her ay ve yıl derinleşir sanırım. Bugün Ela’yı geçen haftadan bile çok sevdiğime eminim. Bu kalp büyümesi, bu yeni bir insanı ve onun hayata tutunma telaşını izlemek paha biçilemez. 

O lohusalıkta nefret ettiğim sonra yeniden aşık olduğum (ama hala zaman zaman gırtlaklamak istediğim:) canım kocama bakıp “iyi ki yapmışız!” diyorum hep. Acayip mutluyum Ela’yla tanıştığıma… 
Ama zor arkadaşlar, çok zor. 

Öyle anne kız aynı elbiseyi giyip poz vermek gibi bir şey değil annelik. Babamız eve çikolata getirdi, holley demek gibi de değil. İnsanın üstünden kamyon geçmiş hissi yaratan bir şey. 

Ben bugüne kadar gece gündüz mesajlaştığım, deli deli dertleri olan annelerden ve kendimden bunları gördüm. Hepimiz az biraz değil baya delirmiş gibiyiz. Bir yandan sevgi, coşku, mutluluk öte yandan evham, yetersizlik hissi, kaygılar ve diğer yanda da yaşama devam etme çabası. 

Bunların yükü de ödülü de büyük. Bu hesabın sonunda çok net diyorum ki, bir daha olsa bir daha anne olurdum. Ama belki 2-3 sene daha beklerdim emin değilim 🙂 Biraz uyku depolardım mesela, biraz daha Çağdaş’la gezer, biraz daha vakit geçirirdim tek parça olan beynimle. (Belki de bunun sonu yok yaa deyip katıverirdim Ela’yı da aramıza. Ki zaten az çok öyle oldu. 2-3 yıla yaparız derken dayanamadım, Çağdaş’ı da ben ikna ettim aslında o daha bekleyelim diyordu.)

Başka bir konu: 

Bebekle gezilir, bebekle uzaya bile gidilir, bundan korkan varsa korkmasın. Ama manevi olarak hayatın daha farkında olmak, tehlikeleri gözlemek, o kıyamadığın bebenin emeklemeyi öğrenmek için bile senin yüreğini hoplatmasına müsaade edebilmek, sürekli mekan değiştirirken şartları bebeğe göre ayarlamaktan bunalmamak asıl mesele.
Tatile de gitsen kafanın yarısı hep anne. Bu hissi yaşamadan bilemez insan tabii ki ama en azından hayal etmeye çalışabilirsiniz. 
Bunu taşımak bana hem zor geliyor hem de keyif veriyor. Bence böyle bir şeyden keyif alabilmemiz biraz manyaklık. Aslında ağır şartlar altında yaşıyor, uykusuzluk gibi acayip adı kolay kendi zor bir dertle, beynimizin hücreleri sızlayarak yaşıyoruz.
 Ki eminim Ela büyüyüp okul gezisine gitse asıl uykusuzluğu o zaman görürüm ben. 

Ama işte o küçük canlılar çok fenalar. İnsanı tavlıyor, yüreğini kabartıyor, deli divane ediyorlar. O yüzden hatta, o en kuul görünen anneler bile iki fırsat bulunca bebeğini, doğumunu, dişini, hatta kakasını anlatıyor da anlatıyor. 

Bir insanı dünyaya getirmek az buz bir iş değil ve bence buna alışmak da öyle 3-5 ayda olacak iş değil. O yüzden anneler/yeni anneler olarak çok sevgi dolu bir kalp, sarsılmış bir vücut, travmalı bir beyinle geziyoruz ortalıkta. 

Eğer yaşantınızdan, hayatınızdan çok memnunsanız ve “bebek yapmayı istemiyorum” diyorsanız bekleyin, zamanı geldi diye yapmayın. 
Artık devir değişti, 40’a kadar yolu var hiç de sorun değil. Ama zamanı geldi diye, aklınıza yatmadan bebek yapmayın. Ki belki de hiç yapmazsınız, tamamen sizin bileceğiniz bu işe kimseyi karıştırtmayın. 

Maddiyat, mükemmeli beklemek: 

O bebek oyuncakla, kıyafetle ya da Instagram profiliyle büyümüyor. (Taktım Instagram’a) 
Sınırsız bir şefkat, yukarıda saydığım tüm deliliğe rağmen acayip bir sabır ve huzur istiyor. İsterseniz şatoda oturun, isterseniz en iyi işe sahip olun, para güzel bir imkan sağlayıcı evet kabul ama çocuk bunlardan önce size ihtiyaç duyuyor. 

Ben neredeyse doğduğum günden beri anne olmayı istemişken bu kadar zor ve ağır bulduysam, hiç istemezken yapsam bu zorluktan yıkılabilirdim sanırım. 

Ha bazı bebek uyur, bazı bebek kolaydır ok ama benim anlatmaya çalıştığım dünyanın en değişik kafası olduğunu düşündüğüm anne olma hali ve getirdiği, götürdüğüydü. Umarım dilim dönmüştür.

 
Sevgiler 

❤ 

Not: Mesela bu yazı cep telefonuyla yazıldı. Bilgisayar açamam çünkü çıtçıt sesi var. Dirseğim uyuştu çünkü Ela dibimde uyuyor ve fazla kıpırdanmadan yazıp bitireyim derken çişimi bile tutuyorum şu anda. 5 yıldızlı otel odamızda sanki cezalı gibi oturup bebeğin uyanmasını bekliyorum 🙂 Hadi o uyusun ben hamama gideyim, uyanınca ağlarsa annem getirir yanıma. 

Reklamlar
Yazı kategorisi: Bebekle birinci yıl

Güvenli Bağlanma – Bölüm 3

Uzman Klinik Psikolog Börte Özdemir ile yaptığımız röportajın birinci bölümünü burada ve ikinci bölümünü de burada bulabilirsiniz. Aşağıdaki yazı ise röportajın son bölümü.


 

Çoğu anne harika haftalar gibi uygulamalar ile bebeğinin büyüme ataklarını takip ediyor. Bir atak döneminde şöyle bir bilgi var: Bebeğiniz artık odadan çıktığınızı anlar ve gidişinizi protesto eder. Bu doğal süreç midir? Güvenli bağlanan bebek bile bu protestoyu yapar mı yoksa sadece güvenli bağlanmamış  bebekler mi yapar bunu? Bu ataktan sonra mı bekleriz güvenli bağlanmanın pekişmesini. Ataklar ve güvenli bağlanma arasında bir bağlantı var mı?

Atak dönemlerinde bebek bize ihtiyaç duyabilir, annenin regülasyonuna daha çok ihtiyaç duyabilir çünkü büyüyor. Hem fiziken zorlanıyor hem de içten gelen bir uyaran onu rahatsız ediyor. Böyle dönemlerde anneye daha fazla yapışabilir. Ya da bir önceki gece uykusunu uyuyamamış bebek ertesi gün daha çok anneyi isteyip daha çok ağlayabilir. Bu gibi durumları da beraber görmek lazım. Bebeğin her ağlamasını bağlanmaya yormamak gerek.

Hepimiz her gün farklıyız, çocuk da öyle. Burada önemli olan sinyalini takip etmek. Bebek neden ağlıyor? Aç mı? Uykusuz mu? Diş mi çıkarıyor? Atak haftasında mı? Buna bir bütün gibi bakmak gerekir. Sürekli gözlemliyoruz. Rahatsızlıktan doğan her ihtiyaçta ağlayacak ki anne gelsin. O yüzden ağlama önemli ve gerekli. Bağlanma sorunu olup olmadığını anlamak için bütüne bakmak hatta annede babada böyle bir şüphe varsa bir uzmanla bakmak bu yüzden iyi olabilir. Okumaya devam et “Güvenli Bağlanma – Bölüm 3”

Yazı kategorisi: AnnelikAnnelik, Bebekle birinci yıl, Genel

Güvenli Bağlanma – Bölüm 2

Uzman Klinik Psikolog Börte Özdemir ile yaptığımız röportajın birinci bölümünü burada bulabilirsiniz.


Güvenli bağlanmanın oluşması ve zarar görmemesi için nelere dikkat etmemiz gerekir? Ev hanımı olan anneler için gün çok zor geçiyor, çamaşır bulaşık derken bir sürü ihtiyaç var. Bebeğimizin eline bir 10 dk oyuncak verip oyalarsak bu işlere koşuyoruz. Bunlar evin, hayatın gerçekleri. Bu koşturmada bebeğimizle olan iletişimimizin zarar görmemesi, olumlu olması için ne yapabiliriz?

Benim durumumda Ela oyun halısında, beni görebilecek şekilde koridorda oynarken ben mutfakta işimi yapıyorum. Uzaktan bana oyuncak gösterip gülüyor arada, arada oyuncağına dalıyor. Ve gerçekten sıkıldığında ciyaklayıp beni çağırıyor. Bunu Ela yalnızlıktan mı yapıyor, yoksa hayatından memnun ve güvende mi hissediyor bilmiyorum….

Senin durumunda, Ela kendiyle oyun oynama hali, senden uzak durma hali geliştirmiş. Kaygılı bağlanmış olsa o kadar ayrı durmaz, eğer kaçınmalı bağlanmış olsa ciyaklayıp seni çağırmaz. Bunu buradan anlayabiliriz. Kaldı ki aralarda sana oyuncaklarının göstererek seslenerek seninle olan ilişkisine sahip çıkıyor. Bu da seni zihninde tuttuğunu gösterir.

Güvenli bağlanmanın oluşması ve zarar görmesi konusunda anneleri rahatlatmak istiyorum. Bu böyle bebeğimi bir gün yalnız bıraktım demekle bozulacak bir şey değil. Bağlanmanın tam oturması en az 1 yıl. O bir yılda da bebeği düşünün, 365 gün yaşıyor, her gün çevresinden veri topluyor. Örneğin günde 30 kere kucağınıza alıyorsanız 365 x 30 gibi bir hesap var ortada. Güvenli bağlanmanın bir kerede oluşması ya da yıpranması mümkün değil. Toplamda nasıl bir annelik yapıyorsun, nasıl bir ilişki kuruyorsun bu önemli. Bazı anneler çok tetikte duruyor, eyvah güvenli bağlanması bozuldu mu acaba diye evham yapıyorlar. Böyle bir şey değil bağlanma. En önemli şey çocuğu takip edip ilişkiyi takip etmeye çalışmak. Tabii ki bırakıyorsun duşunu da alıyorsun, çamaşırını da yıkıyorsun, bazen işe başlıyorsun, hastalık oluyor, uzaklaşmak gerekiyor. Orada boşluklar oluşuyor ama en önemli şey geri dönmelerde çocuğa nasıl tepki verdiğin. Sarılıyorsun, ağlıyorsa kucaklayıp anlatıyorsun, gitmiştim, geldim diyerek. Aslında güven veriyorsun çocuğa. Annenin gitmesiyle üzüldü, ağladı, terk edildiğini düşündü hepsi olabilir. Ama döndüğünde ona güven verip gözünün içine bakıp sarılıyorsun. Her tekrarda çocuk bunu pekiştiriyor ve zamanla öğreniyor. Okumaya devam et “Güvenli Bağlanma – Bölüm 2”

Yazı kategorisi: AnnelikAnnelik, Bebekle birinci yıl, Genel

Güvenli Bağlanma – Bölüm 1

Güvenli bağlanma, adını çok duyduğumuz fakat anlamını bilip bilmediğimizden pek emin olamadığım(ız) meşhur psikoloji terimi.

Ela doğmadan önce tanıştığım, sonrasında arkadaş olduğumuz Börte Özdemir bir uzman klinik psikolog. Börte çocuklarla çalışıyor, ebeveynlere danışmanlık veriyor. Öyle olunca bu konuyu bilse bilse o bilir dedim, müsait mi acaba diye seslendim. Sağ olsun hem vaktini ayırdı – neredeyse 2 saate yakın uğraştık =). Bin kere skype bağlantımız koptu, çok emek verdik- hem de bildiği ne var ne yoksa seve seve paylaştı.

Merak edenlere söyleyeyim, bir tanıtım değil bu yazı. Meraktan araştırıp cevaplarını bulduğum ve önemli olduğunu düşündüğüm bir şeyi sizinle paylaşmak istedim.

Okumaya devam et “Güvenli Bağlanma – Bölüm 1”

Yazı kategorisi: Bebekle birinci yıl

Zehirsiz temizlik için pratik bilgiler!

**Bu yazıyı Şubat 2016’da kişisel blogumda paylaşmıştım. Buraya aktardım ki daha çok insana ulaşsın. Hızlıca, editlemeden koyuyorum yazıyı.**

Zararsız temizlik mi? Yahu temizliğin kime ne zararı olabilir ki? 

DÜNYAYA olabilir mi acaba? Ya da bize?!

Bir sürü araştırma, içtiğimiz doğum kontrol haplarının bile çişimizle denizlere karışıp balıkların üremesini bozduğunu gösterirken, zor lekeleri mif’lediğimiz sıvılar, zorçöz’ler, tomatos’lar ne yapar bu denizlere derelere?

Peki onca deterjanı solumak, sürekli tenimizden vucüdumuza girmesine sebep olmak ne yapar? Kireci söken spray, ciğerine ne yapar?

Okumaya devam et “Zehirsiz temizlik için pratik bilgiler!”

Yazı kategorisi: Bebekle birinci yıl, Genel

Çocuklar, toplumsal cinsiyet rolleri, oyuncaklar ve gelişim üzerine

Başlıktaki kelimelere bakınca hemen ‘oğlana süpürge, kıza kamyon verelim, kız-erkek ayrımı yapmayalım’ diyen, kestirip atan yazılar gelmesin aklınıza!

Elbette yazının içinde bu da var ama çok daha kritik, çok daha önemli olduğunu düşündüğüm bir şey ‘keşfettim’ Facebook sayesinde ve paylaşmak istedim.

BBC’nin Facebook sayfasında yayınlanan videoda bir grup 1 yaş bebesi ile bir deney yapılıyor. Kız bebekleri erkek, erkek bebekleri kız gibi giydirip kameranın önüne koyuyorlar. Yerde bir oyun halısı, etrafta bir sürü ‘kız’ ve ‘erkek’ oyuncağı var. Ve ortama denekler alınıyor. Kadın, erkek bir sürü denek var. Denekler tek tek odaya geliyor, ve ona verilen bebekle oyun oynaması isteniyor.

Örneğin bir adam, ‘kız gibi’ giydirilmiş bir bebekle baş başa bırakılıyor ve izleniyor. Adam hep yumuşak, çıngıraklı, evcilik çağrıştıran ya da hayvancıklı oyuncakları bebeğe veriyor.

Yine başka bir kadın ‘erkek gibi’ giydirilmiş bebekle baş başa kalır kalmaz ona tekerlekli, hareketli oyuncaklar, robot, puzzle ya da lego gibi şeyler sunuyor. Videoyu hazırlayan ekip bunun gibi bir sürü çekim yaptıktan sonra deneklere gerçeği açıklıyor.

Deneklerin o anki yüz ifadelerini aşağıdaki videoda görebilirsiniz. ‘Ben kendimi çok açık fikirli zannederdim’ diyor mesela biri, ya da başka bir denek, bebek kız gibi giyinik diye peluş oyuncağı veriverdiğini söylüyor.

Neyse gelelim asıl konuya. Bebeklere cinsiyete göre oyuncak vermek gibi bir eğilimimiz var çünkü aklımıza kazınmış bu roller ve bu, SADECE toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirip kadın erkek ayrımını körüklemekle kalmıyor.

EN AZ O KADAR ÖNEMLİ OLAN ŞU: İnsan yavruları hayatlarının ilk 2-3 yılında beyin gelişimi için dev adımlar atıyor. Bu sürede ne kadar çok farklı uyaranla karşılaşır, dünyaya dair ne kadar çok bilgi toplarlarsa kar oluyor. Peki biz ne yapıyoruz? Kızları ‘kız’ erkekleri ‘erkek’ oyuncaklarıyla sınırlıyoruz. Bu biraz, ‘sebzelerin sadece yarısını tattırmaya, yarısını saklamaya’ benziyor bence.

Çocuklara ‘zaman-mekan’ algısını öğretecek, mekaniği gösterecek, dünyanın işleyişini taklit eden oyuncakları bu yıllarda sunmamız çok önemli. Çünkü kız ya da erkek fark etmiyor, insan yavrusu tecrübe ederek büyüyor. Oyuncaklarla hayal ve deneyimlerini sınırlamak onlara yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden biri olabilir.

Videodaki şu bilgi çok can alıcı: Çocuklar zaman mekan algısını pekiştirecek oyunlar oynamaya başladıktan sonra 3 ay içinde beyinlerinde gözle görülür bir değişim gözleniyor.

Yani benim anladığım, BÜTÜN insan yavrularının dönen tekerleklere, peluş minderlere, püskül saçlı bebeklere, kutulara, legolara, kamyonlara, atlara, hayvanlara, sebzelere, tencerelere, tavalara, kısacası hayatta yer alan her şeye EŞİT derecede ihtiyacı var.

Videoyu çok dikkatimi çektiği için oturdum bu yazıyı yazdım. Hem videoyu izlemek hem de video altına yapılan ilgi çekici yorumları okumak isterseniz buraya bakabilirsiniz:

https://www.facebook.com/BBCStories/videos/10155357926475659/?hc_ref=ARQdx6Ee8mywiGU9NPnqTZGILoJEk0FBDl4os70dwCVq7M86tJdq2oTxYChOotPuoD0

Buradan oyuncakları KIZ/ERKEK diye ayıran kitabevlerine, oyuncakçılara da bir selam gönderiyorum. Birkaç ay önce Blogcu Anne’nin postunda görüp şaşırmıştım çünkü hiç öyle bir yere gitmediğim için henüz farketmemiştim. Sonrasında anlaşıldı ki pek çok oyuncakçı bu kafada rafları diziyor. Özürleri de, ”gelenler kız oyuncakları nerede? diyor, bulması kolay olsun diye yaptık…’ İşte, bu mağazalara seslenmek, gördükçe uyarmak da hepimizin görevi. 

‘Erkek adam renkli giymez,’ diyerek renklerini, ‘kızlar öyle zıplamaz’ diyerek hareketlerini, ‘al oğlum kamyon, bak kızım bebek’ diyerek dünyalarını daraltmayacağımız günler dileğiyle ❤

Yazı kategorisi: Bebekle birinci yıl, Genel

Güncelleme: 10. ayda Ela neler yiyor? 

Ela ne yiyor, ne kadar yiyor, nasıl yiyor? O kadar çok soran oldu ki, ben cevap yazamaz oldum. Hem zaten geldik 10. ayı bitirdik bugün, bir güncelleme geçeyim size:

🌀Ela karnını doyuracak kadar yiyeceği el ile yemeyi öğrendi (gibi, bazen). Eğer ortam müsaitse eliyle yiyor yemeğini. Yok keyfi yoksa, ortam uygun değilse elimle ben destek oluyorum ya da kaşıkla da yiyor(du).
🌀Son 2 gündür yeni atak döneminde ve kaşığa düşman. Bazı şeyleri çatala batırıp veriyorum, güzelce yiyor. Henüz kendisi batıramasa da mantığı kavradı, çatalı getirip tam üstüne koyuyor lokmasının. Kaşık biraz daha zor sanırım, kafasına koyuyor, gözüne koyuyor, çok nadir ağzına götürüyor ki her şey akıp gitmiş oluyor o zamana kadar 🙂

Okumaya devam et “Güncelleme: 10. ayda Ela neler yiyor? “

Yazı kategorisi: Bebekle birinci yıl, Genel, zennube'nin aklından geçenler

Çalışmadan nereye kadar? 

Ela’ya hamile kaldığımda proje bazlı bir işe girmiştim. Mayıs’ta bitecekti ama o günleri bile göremeden, hamileliğimin 8. haftasında bol mide bulantısı ve kusma ile kapattım iş hayatımı.

Bugüne kadar bütün bebek hayalim ilk bir yılı beraber geçirmek üzerineydi. Bunu sağlayamadığım sürece de bebek sahibi olmak istemedim. Bu, kulağa ukalaca gelse de, cidden en büyük hayalimdi, bekledim.

Kendisi çok küçükken anne babasından ayrılmış biri olarak bebeğim benden başka kimseyle büyümesin istedim.

Şanslıydım. Annemin kurduğu alt yapıyla tuzum biraz kuruydu. Çağdaş’ın işi bir süre ikimizi idare edebilecek gibiydi. Ben de öyle çok marka giyen, lüks seven biri olmadığım için tek maaşla hayat kolaydı. Böyle bakınca tamam dedik, yapabiliriz.

Okumaya devam et “Çalışmadan nereye kadar? “

Yazı kategorisi: AnnelikAnnelik, Bebekle birinci yıl, Genel

Anneliğimin 9. ayı

9 ay.

Ela bu dünyada minicik bir hücreden buralara geleli 18 ay bitti.

Ben hamileliğimi 5. haftasında öğrendiğime göre, benim anneliğimin de aslında 16. ayı bitti. (Buradan MHP’nin 40. yıl hesabına bağlamadan devam edeyim =)

Ne mutlu! Yalan yok, hem mutluyum hem de gururluyum. Ela gibi bir bebeğim olduğu için mutlu, o bebeği güzelce büyütebildiğim, korktuğum ne varsa bin kere araştırıp, evirip çevirip çözümünü bula bula, emin adımlarla ilerlediğim için gururluyum.

Anneliği kotardığımı daha çok hissettim bu ay. Tatmin olmuş bir haldeyim. Çok zevkli.

Okumaya devam et “Anneliğimin 9. ayı”

Yazı kategorisi: AnnelikAnnelik, Bebekle birinci yıl, Genel

Köpek ve bebek bir arada nasıl oluyor?

Köpekle yaşamın kendine has hallerine bebek eklendi. Biberonlar steril ama köpek steril değil napicük? ”Bebek geliyor, köpeği bırakın artık” diyenleri şu yaptığı densizlik mi, canilik mi bilemedik… Peki, eşe dosta bu konu nasıl güzelce anlatılır? Köpek bebeğe nasıl hazırlanır? Aylar geçtikçe neler oluyor?

Sadece kendi deneyimim de olsa, tek bir örnek de olsa arkamda iz kalsın istedim. Buyurun köpekli bebekli ev yazısına: Okumaya devam et “Köpek ve bebek bir arada nasıl oluyor?”