Almanya – Türkiye arasındaki çocuk yetiştirme ve alışkanlık farklılıkları

Merhaba sevgili okur anne, baba ya da nine! Aman iyi ki bir Almanya’ya taşındın Zennu, hiç çekilmiyorsun! demeyin =)

Buraya geldiğimizde Ela henüz 6 ayını yeni bitirmişti, şimdi bu yazıyı yazarken 14 bitmek üzere. Bu süreçte bol bol gözlemledim, şahit oldum ve paylaştım. Aslında zaten eski yazılarda, aralarda bahsettiklerimde ve Instagram paylaşımlarımda pek çok şey vardı ama derli toplu dursun diyerek bu postu hazırladım.

Türkiye’de lohusalık geçirmiş, ilk 6 ayı dolu dolu yaşamış sonra da 8 ay burada annelik yapmış biri olarak tam yolun ortasındayken bu kıyaslamayı rahatlıkla yapabilirim sanırım.

Unutmayın, ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Türkiye… diye bahsettiğim şey sizin ailenizde yoksa ‘yoooo öyle bi’şey yok’ demeyin. Demek ki benim çevremde varmış. Aynı şekilde Almanya… demekle de tüm Almanya’yı genelleyemem, burada ne gördüysem o. Lafı uzattım! Buyrun başlıyoruz:

  • Bebeklerin (fiziksel) gelişimi: Türkiye’de bebeklerin bir an önce büyümesi isteniyor. Çok emsin, hızlı kilo alsın, hemen ayağa kalksın, destekli de olsa 4 ayda otursun, yemeğin suyuna bansın, su içsin, sıralasın, sümkürsün… Bunların hemen hemen hepsini birebir yaşadım. Ve hatta – sonradan pişman olarak – Ela’yı destekli oturttum. Oysa burada işler değişti. Etkinlik ve klüp gibi ortamlardaki ebelerden bilgi aldıkça aydınlandım.Çünkü Almanya’da bebelerin gelişimine ‘izin veriliyor’. Bebek doğduğundan beri genelde yüz üstü yatıyor yerlerde, önünde ilgi çekici objelerle takılıyor. Böylece hızlıca boyun kasları güçleniyor, bizim bebelerden daha çabuk ve güçlü emekliyor/göbek üstü ilerliyor, ve zamanı gelince oturuyor. Burada göbek üstündeyken kendi hop diye dönüp oturuvermeyen bebeği kimse alıp oturtmuyor. Ebe bana ‘neden oturttunuz?’ dediğinde Ela emeklemeden oturarak oyun oynayan bir bebekti. Başta ‘e bizim orda bebek 5-6 aylık olunca yastıkla falan desteklenir oturur’ dedim. Ebe anlamadı bir daha sordu, neden peki diye. Çok da tatlı kadındır, şaşırdı yavrum. Birkaç kez neden deyince ne kadar saçma bir şey yaptığımı anladım. Ebe devam etti, ‘Ömür boyu oturacak. şimdi, vücut ağırlığını hissetmeye, onu itelemeye, zorlanmaya ve kas yapmaya ihtiyacı var. Eğer ihtiyacı oturmak olsa yapardı, demek ki zamanı var. Her hareketin ve sürecin bir sebebi var. Hiç acele etmeyin,’ 

    Bunu bütün gelişim adımlarına uygulayabilirsiniz. Çocuğunuz sıkılarak yerde çığlık atarak debeleniyorsa bu biz onu hoppalaya koyalım diye değil, zorlanarak becermeye öğreneceği için aslında. Onu orada oyalamak, o fiziki aktivitesi içinde kalmasına destek olmak en güzeli. Hoppala işi size kalmış bu arada, doktorunuz ne derse o. Benimki bir örnekti. Devam ediyorum.

  • Mevsimler, havalar, kışlar: Türkiye’de yaz o kadar uzun ve coşkulu ki, kış gelince bebeler biraz evde takılsa sorun olmaz =) Ama kuzey ülkelerinde yaz zaten 1 ay. Eğer soğuk havaya göre hareket etmeyi bilmezsek 11 ay içerideyiz demektir! Bu yüzden 62 santimlik bebekler için bile dış mekan kıyafetleri, su geçirmek tulumlar, patikler vs. her şey var burada. Bütün bebeler yaz kış yerlerde, emekliyor, dolaşıyor, koşuyor. Yeni doğum yapan kişilere gelen ebeler her ziyarette hatırlatıyor, ‘yenidoğan için en sağlıklı ortam temiz havadır, her gün dışarı çıkın,’ Bunu al, komple hayat uygula. Herkes, her mevsimde sokakta. Evet soğuk ama bir dinçlik de gelmiyor değil =)
  • Doktor muayenesi, aşılar ve aylık kontroller: Ela doğduğudan 1 aylık olana kadar geçen sürede, doğumhanedeki dahil sanırım 3 ya da 4 kez kontrolü vardı. Bunların arasında sarılık için gittiklerimizi saymıyorum. Türkiye’de bebeklerin her ay ölçülüp biçilmesi adetten. Almanya’da ise kimse ne kilo biliyor ne boy! Bir bebeğin doğumhanede ilk muayenesinin adu U1, 1 yaşını doldurunca olan kontrolun adı ise U6. 12-14 ayda bir bebek sadece 6 kez doktor görüyor. Yani öyle her ay kilo, boy yokPersentil bilen anneye babaya rastlamadım henüz. Bebeklerin kimi kilolu kimi zayıf ama herkes rahat. Etkinliklerdeki ebeler isterseniz ölçüp tartıyor ama 30 anne varsa her seferinde 2-3 bebek tartılmıştır o kadar. Pek rağbet yok yanı tartıya.

    Aşı takvimi Türkiye takviminin aynısı ve ona ek menenjit var görebildiğim. Bir de ileriki yaşlarda, rahim ağzı kanserini önleme amaçlı HPV aşısı var – ki şahane. Aşıları sorgusuz sualsiz yaptırıyoruz, aşı karşıtı kesinlikle değili o yüzden oturup da sormadım takvimdekilerin hangisi zorunlu hangisi değil diye.

    Doktor muayenesi çok basit ve kısa oldu. Genelde uzaktan bakıyorlar sanırım =) Şaka bir yana, 10 dakika sürmeyen, ama bence yeterli olan muayeneleri var. Yıllardır sağlıklı nesiller büyüttüklerine göre fazla sorgulamıyorum.

  • Bebeklerin yatma saati: Türkiye’de bebek uykusu nedir bilmeyen (ben de aylarca bilemiyordum) bir sürü aile var ve bebekler gece 11’e kadar ayakta kalabiliyor. Burada okul çocukları bile 19:30 hadi maksimum 20:00’de yatakta. Ve hayat düzeni şahane akıyor. Öğünler güzel denk geliyor, akşama kadar gün güzel geçiyor ve akşam anne babaya nefes alacak güzel bir zaman kalıyor. Ve en uyumaz denen bebeler bile bu düzene girince 10-12 saat uyuyor. Hiçkimse de benim çocuk gece 11’de yatsın sabah 6’da kalksa yetiyor, cin gibi demiyor. Çözüm arıyor ve o çözüm rutinde bulunuyor.Uyku eğitimi sorusu gelebilir akla. Buraya gelmeden önce korkuyordum, herkes çok katı olacak, benim kız gece uyumayıp ortalığı inletirse yandık diye dertleniyordum. Fakat çevremde herkes pozitif ebeveynlik yaklaşımlı çıktı. Psikoterapist bir komşum var mesela, kızı Ela’dan 2 ay büyük. Ya da arka sokakta başka bir arkadaşım. Hepsi bebeklerini öpe koklaya seven, güzel insanlar. Uyku eğitimi vermemişler fakat öyle sağlam bir rutinleri var ki (rutinden kastım akşam banyosu ve ördek değil, yaşam döngüsünün tahmin edilebilir olması) bebekler aynı saatte yatıp aynı saatte kalkıyor. Yani yukarı maddedeki uyku saatlerinin sırrı Alman disiplini ile verilen uyku eğitimi değil. Kendimden biliyorum.
  • Bebeklerin beslenmesi: İşte Türkiye’nin tüm dünya ile kapışacağına inandığım alan, mutfak! Gerçekten bizim gibi beslemiyorlar, besleyemezler. Çünkü kendi mutfakları çok sınırlı. Patates, salam, ekmek diye özetleyebiliriz. Nerede ruşeymler, nerede krepler, keçiboynuzu pekmezleri. Cidden bizim sunduklarımız çok zengin ve dengeli. Yoğurt, yumurta, et, sebze derken çok güzel besliyoruz aslında hem kendimizi hem de bebeleri. Burada yazık gerçekten sürekli bir şeyler kemiren ama şöyle bir zeytinyağlı kereviz yememiş bebekler olduğunu bilmek çok üzücü. İşin ilginci turp gibiler ama sanırım genetik. Bizimkileri beslemesek kesin çelimsizleşirler. Mutfağımızla gurur duyuyor, komşularıma bulaştırıyor, bebeklere özendiriyorum. Şimdiden portakallı kerevizi her hafta yapan bir aile oluştu bile çevremizde <3Almanlar’dan aldığım en güzel şey müsli oldu sanırım. Karışık meyveli, organik bilmemneli müsliler Ela’nın bayıldığı birer yoğurt/kefir arkadaşı.

    Ha bir de, buradaki avantajımız organik gıdanın çok uygun fiyata erişilebilir oluşu. Evet bebelerine ve kendilerine çok çeşit yedirmiyorlar ama marketler dolu. Böylece biz de kendi mutfağımızdaki tarifleri ultra sağlıklı ve organik ürünlerle yapabiliyoruz. Bu da buranın en en en sevdiğim özelliklerinden biri.

  • Park buluşmaları, etkinlikler ve ebeveyn sosyalliği: Ela ile Almanya’da tanıştığımız emekleme kulüpleri, kitap okuma günleri çok keyifli ve aktif alanlar. Hem Ela rahatlıyor, gelişiyor hem ben ‘kafa dinliyorum’ çünkü -maalesef- Türkiye’de acil serviste bile insanlar densizce gelip ‘süt mü mama mı?’, ‘aa pek ufak, çorba ver’ gibi şeyler sorabiliyorken burada çıt yok. Bebekler kudururken biz sohbet ediyoruz. Kimse kimseyle sidik yarıştırmıyor. Ebeveynlik üstünden bir ahkam kesme hali hiç yok.Parkları daha da çok seviyorum! Hadi etkinlikler neyse, ama parklar iyice özgürlük alanı anne babalar için. Bebeleri kum havuzuna ya da çayıra salıyoruz. Sonra atıştırmalıklar, sohbetler ohooo. TAMAMEN YETİŞKİN SOHBETİ yapabilmek şahane Burada da yine ne persentil var ne benimki yürüdü seninki cüce mi gibi ‘akıl verirken canını çıkaran’ haller. Ha sen sor, elbette destek olurlar, sohbet eder teselli verirler. Ama merhaba dediğin kişi ‘ekgıda’ ile açmıyor sohbeti, demek istediğim bu. Ve iki anne birbirine ‘anne’ gözüyle bakmıyor, kadın kadına her telden sohbet edip evlere dağılıyoruz.

    Bunun Türkiye’de mümkün olamadığını defalarca kez yaşadım. Parklardaki en favori sorum ise, ‘yoğurdu kendin mi yapıyorsun?’ idi. ❤

  • Babaların rolü: Bebeğin oluşmasındaki ‘gizli’ kahramanlar, burada pek gizli değiller. Tek başlarına ‘yenidoğan’ bebekleriyle parka çıkıyor, ‘annesi uyurken ben de hava aldırıyorum’ diyerek böbürlenmiyor, dümdüz yaşıyorlar. Kreşten bebeklerini alıp parka geliyorlar mesela. Biliyorum Türkiye’de işten çıkılan saatler geç, biliyorum. Ama tek açıklama bu olamaz değil mi?Hadi kreş çıkışında bebe almayı geçtim, sokaklar, marketler her daim ‘yalnız’ babalarla dolu. Bebeler pusette, scooterda, kanguruda, slingde. Burada babalık spor olsun diye yapılmıyor. Bariz bir ebeveynlik hali. Sümük silmek de, markette yerde debelenirken sarılıp ikna etmek de dahil. Kimse ‘Carina, aşkım bak çok ağladı gel al Jonas’ı’ demiyor görebildiğim kadarıyla. Ya da anneler ‘ayyy benim adam burnunu bile silemez,’ demiyor. Herkes çatır çatır ebeveynlik yapıyor.

    Türkiye’de binbir çeşit aile var, eminin orada da burada da harika babalar olduğu gibi hödük adamlar da var. Ama sokakta bebesiyle yalnız başına saatler geçiren, kanguruya takıp markete giden de pek yok hadi kabul edelim. Annelerin asistanlığı olmadan bebeyle çıkamayan babaların diyarından sonra burası şahane geldi.

  • Anneler, çatır çatır hayatını yaşıyor. Evet. Bebeği uyutuyor, biberonu hazırlıyor, kocasına bir öpücük, hop sokağa. Belki haftada bir belki iki kez bunu yapan çok kişi tanıyorum. Baştan beri bebekle kaynaşmış olan babalar, bebeklerin daha rahat bırakılabilmesini sağlıyor. Babaların bebek bakımını ve zorluklarını bilmesi de annenin nefes almaya çıkma ihtiyacını anlamalarını sağlıyor. Süper denge. Kimse de ‘ah el kadar bebesi evde bu kadın fellik fellik geziyor’ demiyor sanırım. Ne güzel!
  • Oyuncaklar: Bir diğer bayıldığım konu. Elbette burada da vardır ‘kız’ oyuncağı gibi etiketlenen cinsiyetçi oyuncaklar. Ama genel yönelim, ahşap, çocukların kendince hayal kurup oynayabileceği, mıknatıslı, dokulu, kumaşlı, ipli oyuncaklara sanırım. Ve bunların uygun fiyatlı olabiliyor olması <3.Cinsiyetçi demişken, parklarda bir sürü erkek var mesela, kimse de ‘cık cık cık, oğlan bebeye ne biçim oyuncak bu’ demiyor.
  • Oyun alanları, parklar: Türkiye’de ancak özel hastanelerin lobisinde olan oyun alanları burada her yerde. Belediye binalarında, nüfus müdürlüğünde, herhangi bir markette bile mutlaka bir bebek köşesi vardır. iki üç ahşap kutu, bir sallanan at, bir mıknatıslı boncuk oyun paneli… Bunların varlığı inanılmaz bir lüksmüş. elde bebeyle çığlık çığlığa kalınca durup bir nefes almak için anne babayı kurtaran bir ihtiyaç. Keşke Türkiye’de de buna akıl fikir ve bütçe ayrılsa. Öyle kuru kuru 3 çocuk yapın demekle olmadığının kanıtı bu tür destekler.Parklar genelde ahşap ve metal oyuncaklardan oluşuyor. Plastik park görmedim hiç. Türkiye’de çocuk maalesef sallanırken elektrikleniyordu. Lanet belediyecilik neden bizi abuk renkli plastiğe mecbur eder, kim bunun arkasındaki plastik lobisi inanın bilmek isterdim. Belli ki birileri güzel para kazandı, bütün ülke aynı parklarla doldu taştı. Burada çocuklar deşarj oluyor yani boşalıyor, rahatlıyor. Türkiye’deki parkta çocuğu elleyince elektrik çarpıyordu. Yine aynı olacak sitemim, 3 çocuk yap demekle olmuyor, nerede bu çocukların dolu dolu kuduracağı sağlıklı oyun alanları?

    Daha yazsam yazarım ama sanırım en kapsayıcı özet bu oldu. Sorularınız olursa lütfen yorum yapın, konuşalım.

Sevgiler,

Z.

 

Reklamlar

5 comments

  1. Merhaba. Blog ve instagram paylaşımlarınızı eşimle beğenerek takip ediyoruz, ellerinize, gözlemlerinize sağlık. Bir ufak sorum olacak, Hamburg’da Türk nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde “Türkçe” eğitim veren okulların olduğunu duyduk. Özellikle anaokulu sonrası nasıl bir eğitim sistemi var? Ve duyduğunuz/gördüğünüz kadarıyla oranın eğitim sistemi nasıl? Paylaşımlarınız için şimdiden teşekkürler, saygılarımla. İzmir’den selamlar.

    Beğen

  2. Ne kadar guzel yazmissiniz Ezgi Hanim. Burda her bos seye ayiracak butce var fakat gelecegimiz olan bebeklerin gelisimine katki saglayacak dogru duzgun alanlar cok az. Umarim zamanla bilincli insanlar cogalirsa bir seyler yoluna girer.

    Liked by 1 kişi

  3. Ne kadar guzel yazmissiniz Ezgi Hanim. Burda her bos seye ayiracak butce var fakat gelecegimiz olan bebeklerin gelisimine katki saglayacak dogru duzgun alanlar cok az. Umarim zamanla bilincli insanlar cogalirsa bir seyler yoluna girer.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s